Grup Hepsi Official Forum

Tam Versiyon: Naylon Prenses ve Cüceleri (Seri halinde)
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyon'a bakınız.
Sayfa: 1 2 3
Uzaklarda bir ülke vardı. Mevsimlerden kıştı ve her yer karla kaplıydı. Kraliçe, sarayın en kötü odalarından birinde bir yandan nakış işliyor bir yandan da soğuktan tir tir titriyordu. Titreyen elleriyle ipi iğneye geçirmeye çalışıyordu ama bir türlü geçiremiyordu. Eli o kadar çok titriyordu ki iğneyi yere düşürdü.

- Lanet olsun! İki saattir şununla uğraşıyorum. Neymiş, beceriksizin tekiymişim. Bir nakış bile işleyemezmişim. Yapacağım, beceriksiz olmadığımı göstereceğim.

Kraliçe iğneyi almaya çalışırken, iğne parmağına battı ve yere üç damla kan damladı.

- Hey Allah’ım! Bir iğne batmadığı kalmıştı. İnşallah teni kar gibi ak, yanakları elma gibi al, saçları da kömür gibi kara(!) bir oğlum olur, annesinin her dediğini yapar, kraliyetin başına geçer de ben de bu mıymıntı kraldan kurtulmanın bir yolunu bulurum.

Bu olaydan kısa bir süre sonra kraliçe bir çocuk dünyaya getirdi. Bu çocuk teni kar gibi ak, yanakları elma gibi al, saçları da kömür gibi kara bir kız çocuğuydu. Oysa kraliçe erkek çocuğu olmasını isterdi. Bu yüzden de bu kızı hiç sevemedi. Kral ona Pamuk Prenses adını verdi.



Kraliçe’nin garip bir huyu vardı. Her gün odasındaki sihirli aynanın karşısına geçer, saatlerce kendini seyreder ve sonunda, “Ayna, ayna söyle bana, en güzel kim bu dünyada” diye sorardı. Ayna da “sizsiniz kraliçem” derdi. Ayna sabah akşam bu soruyu duymaktan bıkmıştı. Ama çöpe gitmemek için sabrediyordu. Kraliçenin her gün aynı soruyu sormaktan bıkmamasına hayret ediyordu.



Pamuk 14 yaşına geldiğinde, bir gün Ayna şöyle dedi,

- Üzgünüm kraliçem ama artık sizden daha güzel biri var. Pamuk.
- Ne! Bu olamaz, imkansız!

Kraliçe ayağındaki terliği çıkardığı gibi aynaya fırlattı. Ayna terliğin çarptığı yerden çatladı.

- Ne var be! Ben ne yaptım? Sanki ben mi dedim kraliçeden daha güzel ol diye?
- Sus yoksa terliğin diğer teki de geliyo…



Kraliçenin gözüne öfkeden uyku girmiyordu artık. Oldum olası sevemediği kızının kendinden daha güzel olmasına dayanamazdı. Bir gün sarayın avcısını yanına çağırdı.

- Pamuk denen o Naylon Prensesi ormana götür ve orada öldür. Öldürdüğüne kanıt olarak da kalbiyle ciğerini sök, bana getir.

Diyerek bir kahkaha attı. Avcı ne diyeceğini bilemedi. “Böyle bir şeyi nasıl yapabilirim ki!” diye düşündü. Ama kraliçenin emrini de yerine getirmek zorundaydı.

Beğeni toplarsa Naylon Prenses ve Cüceleri 'nn 2-3-4-5 ve 6. bölümlerinide sırasıyla sizlerle paylaşacağim ! x)
süperr yha dewam et
Kraliçe, Pamuk’a, avcıyla gidip kendine yeni birkaç elbise almasını söyledi. Elbise hastası Pamuk hemen kabul etti bu teklifi ve avcının yanına gitti. Pamuk saraydan dışarı hiç adımını atmadığı için yol bilmezdi. Bu yüzden avcı onu ormana götürürken hiçbir şey sormadı. Ama avcının belindeki hançeri gördüğünde şüphelenmeye başlamıştı.

Ormana geldiklerinde avcı belindeki hançeri çıkardı ama Pamuk’un ağladığını görünce öldürmeye kıyamadı.

Pamuk her ihtimale karşı yanında soğan taşırdı. Yine işe yaramıştı. Soğanı gözüne sürmüş bu sayede ağlamıştı. Saf avcı da inanmıştı.

Pamuk avcıya, hemen bir hayvan avlamasını ve kalbiyle ciğerini söküp Kraliçe’ye götürmesini söyledi. Artık saraya dönemezdi. Bu plan yapılacak en iyi şeydi. Çünkü saraya dönerse Kraliçe onu kendi elleriyle öldürürdü.
İsteğe bağlı Devam Edecek !!
Haha Mükemmel...Sagol caniimBig Grin
Önemsiz xD Daha serinin devamını görmediniz siz x) çok yakındaa
İstek artarsa devam edicem sitede ! Yeterli istek alamazsak isteyen 2-3 kişiye link. atarım !
devam et devam süper Big Grin
Komikmiş.. Big Grin Teşekkürler..
saol canım
Önemli değil arkadaşlar buda Naylon Prenses Ve Cüceleri 3

Akşam olup hava kararınca, Pamuk dağların ardında küçük bir eve geldi. Kapısını çaldı, açan olmadı. İçeri girdi. İçeride, kısacası her eşyadan 7 tane vardı. İçi yemek dolu tabakların olduğu bir masa gördü. Yemekleri görür görmez hemen yemeye başladı. Tabaklarda yemek bırakmamıştı. Yemeğinde etkisiyle üzerine bir ağırlık çöktü. Yataklar çok küçüktü bu yüzden hepsini birleştirdi ve uyumaya başladı.

Bir süre sonra evin sahipleri döndü. Bunlar bir altın madeninde çalışan altı cüceydi. Aslında yedi tane olmaları gerekirdi ama cücelerden biri bir yolunu bulup –kendi deyimiyle bu tımarhaneden- kaçmıştı.

Pamuk’u görünce dehşete düştüler.

- Bu şişko kim be!...
- Yuh! Tencerenin bile dibini sıyırmış.
- Bütün odayı dağıtmış. Şu hale bak…
- Yatakların haline bak! Bir de horul horul uyuyor.
- Uyandırıp dışarı atalım bunu. Zorluk çıkarırsa öldürürüz.
- Arkadaşlar, elinizde kazma kürek hazır olsun. Ne olur ne olmaz…

Cücelerden biri uyandırmak için Pamuk’a yaklaştı.

- Oha! Horluyor lan bu!...

Ne yaptılar ne ettilerse de uyandıramadılar. Pamuk sabah uyandığında, cüceleri görünce önce çok korktu çünkü hepsi ellerinde kazma kürekle başında dikiliyordu ve daha önce hiç cüce görmemişti. Ama onlardan kötülük gelmeyeceğini düşünüyordu. Bütün hikayesini biraz(!) değiştirerek ve soğan numarasını da uygulayarak, cücelere anlattı. Cüceler –Kurnaz cüce ne kadar kalmamasını istese de- Pamuk’un evlerinde kalmasını kabul ettiler.

Kurnaz’ın sözünü pek dinlemezlerdi. Çünkü genelde cücelerin istediğinin tam tersini isterdi. Bu yüzden diğer cücelerle arası iyi değildi. “Şuradan bir kurtulamadım” diye düşünürdü hep.



Cüceler işe gitmek için hazırlanmışlardı.

- Sakın kapıyı kimseye açma.
- Eğer kraliçe senin burada olduğunu öğrenirse seni tekrar öldürmeye kalkar.
- Bu arada, biz gelene kadar evi toplar, yemeği falan yaparsan seviniriz.
- Oldu!… Başka arzun var mıydı?!
- Yok, şimdilik bu kadar.

Cüceler madene gitti ve Pamuk da en sevdiği dizisi, “Gargamel’in İntikamı”nı, izlemek için televizyonun karşısına oturdu.

…Devam Edecek…
Sayfa: 1 2 3
Referans URL